CESARET

Muammer Yılmaz (10.05.2007)

14 yıl boyunca çalışmış olduğum şirketten 27 Şubat 2007’de ayrıldım.

Peki bu noktaya nasıl geldim?

Üniversite mezuniyeti sonrasında askerlik ve ardından hayata tutunma çabaları sürerken hayatımı çokça sorgulama durumunda değildim. Genel olarak kendimi şanslı bir insan olarak gördüm. Bu tanım, hayatımızı tamamen kendimizin oluşturduğunu öğrenene kadar benim için geçerli kaldı. Yeni mezun bir Mühendis olarak ülkemizin en iyi şirketlerinden birinde işe başladım, bu arada o dönemlerde evlilik karşıtı olmama rağmen sevgili Diba ile evlendim ve sonrasında iş değiştirerek dünya çapında faaliyet gösteren yabancı kökenli bir şirkette işe başladım. Tüm bunlar kendimi şanslı ve iyi hissetmem için yeterli gibi görünüyordu.

Neredeyse her hafta bir iş seyahati sözkonusuydu. Gittiğim fabrikalarda beni bekleyen ve bazen çözene kadar beni epey yoran problemler vardı. Perşembe veya Cuma günü eve dönebildiğimde kendimi çok şanslı hissediyordum.

Tüm bunlara, o dönemde iyice yaşlanmış olan anne ve babama destek olma çabalarım onların giderek ciddileşen sağlık problemleri ve benim onlarla ilgili olarak aşırı sorumluluk duygusu taşıyor olmam kişisel yükümü taşınamayacak derecede arttırmıştı. Bu yük iş seyehatlerinde düzensiz beslenme ve giderek daha sıklaşan içkili yemekler ve sonrasında baş ağrısı yaşamamak için aldığım ağrı kesiciler nedeniyle midemi kanatmayı başardım. O dönemde gerçekten güçsüz kalmayı deneyimledim ve o dönem benim dibe vurduğum bir dönem oldu. Bana tüm içtenlikleriyle destek olan insanlar sayesinde o dönemi adım adım aşmaya başladım. Tam o dönemde kısa bir süre önce aldığım Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı adlı kitabı okudum. Kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısının sonlarında şunlar yazıyordu; “Dünyayı düzeltmenin yeri önce kendi yüreğimiz, kafamız ve ellerimiz ve onlardan çıkan iştir. Bu yüzden de insanoğlunun yazgısını düzeltmekten değil, motosikletin nasıl onarılacağından söz eden bir kitaptır bu. Çünkü gerçek motosiklet, kendimiz denen motosiklettir”. Bu kitabı hangi duygularla aldığımı hatırlamıyorum fakat onu benim için çok doğru bir zamanda okumuş oldum. O dönemde sıkça, ölmeden motorsiklet kullanmak istiyorum diyordum. Robert M. Pirsig tarafından yazılan bu kitabın alt başlığı Değerlerin Sorgulanması idi. Ben de işe gidemediğim bu birkaç ay boyunca kendi hayatımı sorguladım, beni en çok rahatsız eden konuların üzerine gitmeyi planladım. Giderek daha çok yardıma muhtaç hale gelen anne ve babamın yaşam şartlarını iyileştirmek için eyleme geçtim. Bunu bir yük olarak taşımak yerine bir şeyler yapmak yönünde adım attım ve bu çok işe yaradı. Diğer önemli konu ise iş hayatımdı. Bu güçsüz ve zayıf düştüğüm dönemde çalıştığım şirket gösterdiği anlayış ile bana büyük destek oldu. Giderek daha da iyileştim ve evden çıkıp işe gidebilir hale geldim. Fakat, aynı işi yapmaya devam edebilir miydim? Bilemiyordum. Anlaşılan iyileşiyordum fakat yaşadığım çöküşün nedenleri büyük ölçüde yerinde duruyor gibiydi. Bu dönemde bir psikiyatrist bana kendimi daha iyi anlamam yönünde yardımcı oldu. İş yerinde bir adaptasyon sürecinin ardından yine iş seyahatlerine başladım. Bu zor dönemlerde defalarca bu işten ayrılmam gerektiğini düşündüğüm günler geçirdim. Diba büyük bir öngörü ile o zamanın ayrılmak anlamında benim için doğru zaman olmadığını bana söylüyordu. Bunu defalarca konuştuk ve şirketin ve şirket arkadaşlarımın da desteği ile yaptığım işe devam ettim. 1998 yılı sonuna doğru, 600cc mavi bir Shadow motorsiklet aldım. Yepyeni bir motosikleti mağazadan çıkarıp şirketin otoparkına kadar götürdüğümde sağ fren ayağım heyecandan titriyordu. Hafta sonları kısa mesafeler de olsa yaptığımız yolculuklar bana yepyeni bir yaşam enerjisi verdi. Birkaç yıl sonra daha çok ofiste olduğum bir pozisyona geçtim. Bu durumda seyahatlerim bitmedi fakat bir denge oluştu.

O yıllar görece kendimi daha iyi hissettiğim bir dönem oldu. Bu arada Diba yürüttüğü müzik marketi kapattı ve kendi kişisel gelişim yolculuğunu daha da hızlandırdı. Bu dönemde Diba gerçekten çok okuyor ve yazıyordu. Ben ise daha yeni yoğun iş seyahati yükünden kurtulmuş biri olarak daha çok motosiklet gezintisi veya dağ tırmanışı gibi daha fiziksel faaliyet planları yapıyordum. Haftasonu için kısa mesafeli motosiklet turları yanında yaz tatili dönemi için yine motorsikletle Türkiye turu ve hatta Almanya’ya uzanan Avrupa turlarını planladık ve Diba ile birlikte gerçekleştirdik. Ayrıca yine o dönemde Kaçkar dağı zirve tırmanışına da katıldım, 3900 metrelik zirvenin 3600 metresine kadar çıkabildim.

O günlere şimdi baktığımda, kendi içimde cesaret üzerinde çalıştığımı anlıyorum. Çünkü, korkularıma rağmen bunları gerçekleştirebilmiştim. Hatta bazı arkadaşlarım seyahat öncesinde bana cesaret vermek yerine kendi korkularını da ifade ederek benim korku eşiğimi daha da yükseltmişlerdi. Benim aklıma bile gelmeyen bazı korkular da bu seyahatlerde benim yanımdaydı. Örneğin, Alp dağlarını kuzeye doğru geçerken girilen uzun tünellerde insanın arabanın içindeyken bile kendini kötü hissetmesi gibi. Gerçekten o tünellerden ilkine motosikletle girdiğimde panik atak yaşadım fakat bu yüzleşme sonrasında gelen bir sonraki tünel artık benim için bir problem değildi. Şimdi onlara teşekkür ediyorum çünkü benim kişisel cesaret sınavımı kendileri farkında olmadan daha da renklendirmiş oldular.

Şimdi daha iyi anlıyorum ki bunların tümü benim kendi kabuğumu çatlatma ve giderek kırma yolundaki çabalarımın bütünüydü ve her bir küçük zafer bana daha büyüklerini de yapabileceğimi söylüyordu. Bu bir maraton koşucusunun giderek nefesinin açılması gibi birşeydi.

Diba bu arada kişisel gelişim workshop’larına katılmaya başladı. O’nda adım adım gerçekleşen gelişime tanık olmaya başladım. Yine o günlerde İstanbul’da ev almak yerine makul bir mesafede bir arazi almaya karar verdik. Diba workshop’lara katılırken ben de motosikletle Marmara Bölgesi’nde İstanbul’u merkez olarak belirleyip en fazla 1-1.5 saat mesafede bir yer aradım. Sonunda birçok seçeneğin içinden birinin bizim aradığımız yer olduğunu algılayıp orayı satın aldık. Bulduğumuz bu yer bizim istediğimizden çok büyüktü fakat Diba oranın doğru yer olduğunu hissetti ve böylece o zaman buğday ekili olan bu tarla bu hayatımızda geçici olarak bizim olmuş oldu.

Hafta sonları artık bizim için çok keyifli ve yoğun yaşanan günler haline geldi. İlk yılın sonlarına doğru daha sonradan arkadaşımız olan bitki aşığı bir uzmanın rehberliği ile bahçemize yüzlerce ağaç ve birkaç bin çit bitkisi diktik. Onların bakımı, sulanması, budanması, gübrelenmesi şeklindeki işlerle uğraştığımız yorucu ve harika günler geçirmeye başladık.

Aynı yılın sonlarına dogru ben de kişisel gelişim workshop’larına katılmaya basladım. Kendimle adım adım yüzleşmeye başladım, yaşam amacımın ne olduğunu sorgulamaya başladım. Tai Chi’ye başladık, insanın fizik boyutunun ötesinde enerji boyutu ve derin bir ruhsal boyutunun da olduğunu algılamaya başladım. Diba bu arada ruhsal konularda ve insan enerji alanı konusunda hem bilgi hem de deneyim olarak oldukça ilerledi.
Diba’yla birlikte 2005 yılında eğitim ve danışmanlık şirketi kurduk ve Diba ruhsal danışmanlık ve terapi çalışmalarını orada sürdürmeye başladı.

Bense çalıştığım şirket ofisinde geçirdiğim günler boyunca, orada zaman kaybediyor olduğumu hissetmeye başladım. Sanki yapacağım daha önemli şeyler var da ben çalıştığım şirkette çok değerli zamanımı boşa harcıyormuşum gibi geliyordu. Sabah ofise gidip bilgisayarımın açılmasını beklerken tüm günümü orada geçirmek durumunda olduğum gerçeği beni her geçen gün daha da rahatsız etmeye başladı. Şirketten ayrılmak fikri üzerinde daha sık düşünmeye başladım. Tüm bunlara rağmen işimi olabilecek en iyi şekilde yapmaya devam ediyordum. Şirkette bulunduğum günlerde öğle yemeği sonrasında düzenli yürüyüş yapıyordum. Bunun sportif boyutu içsel boyutunun yanında aslında zayıf kalıyordu. Çünkü, giderek büyüyen dairesel yürüyüşlerim boyunca en çok şirketten ayrılma sürecim üzerinde düşünüyor, planlar yapıyordum. Bunu yönetime nasıl ve ne zaman söyleyeceğimi düşünürken benim işimi kolaylaştırıcı bir durum sözkonusu oldu. Şirketin Teknik Direktörü ve İnsan Kaynakları Müdürü benimle görüşmek istediklerini söylediler. Görüşmenin olası içeriğini tahmin edebiliyordum. Bana bölüm içinde müdürlük teklif edeceklerdi. Gerçekten de öyle oldu ve ben o anda artık yeni hayatımla ilgili planlarımı onlara söylemek durumundaydım. Onlara çok net olarak benimle ilgili bir plan yapmamalarını, çünkü yakın dönemde hayatımı değiştirmeyi istediğimi ve bu nedenle en fazla iki yıl içinde işten ayrılmayı planladığımı söyledim. Böylece çalışmakta olduğum şirketten kopma sürecim biraz daha ilerlemiş oldu. Diba bana bu kopma sürecini olabildiğince keyifli ve rahat geçirmem yönünde telkinlerde bulundu. Ben de sanıyorum bunu büyük ölçüde başardım.

Ben artık yaz tatillerinde kendimi motosikletle yollara, dağlara atma ihtiyacı duymaz hale geldim. Çünkü bahçemiz doğada olma ihtiyacımızı fazlasıyla karşılıyordu. O dönemde Hindistan’da yapılan Geçmiş Yaşam Regresyon Terapisi Dünya Kongresi’ne katıldık. Orada hem kongrede katıldığım workshoplarda yaşadığım ruhsal deneyimler sayesinde hem de Hindistan’ın ruhsal enerji yoğunluğuyla kendi ruhsallığımı keşfetmeye başladım. İlk defa yaz tatili hakkımın iki haftasını bu kongre nedeniyle Şubat ayında kullanmış oldum.

Diba İngiliz eğitmeni Andy Tomlinsonun ofisimizdeki geçmiş yaşam terapisi eğitimine asistan eğitimci olarak katılırken ben de bu eğitimi almaya karar verdim. Bu karar benim için pek kolay olmadı. Ardından İngiltere’de Diba ile birlikte hipnoz eğitimine katıldım. Bu da benim için zor bir karardı. Yıllardır analitik ve mantık eksenli düşünmeye alışkın olduğum için fizik ötesi konulara geçiş yapmakta zorlandım. Diba’nın inanılmaz desteği sayesinde ve ayrıca kendi sezgilerimi değerlendirerek bu kararı alabildim.Eğitim boyunca İngiliz ve İrlanda kökenli insanlarla İngilizce olarak bire bir hipnoz çalışmaları yapmak benim için oldukça zorlayıcı ve bir o kadar da geliştirici bir deneyim oldu.

Tüm bu eğitimleri alıyordum fakat bunları içselleştirmek ve derinlemesine irdelemek için daha çok zamana ihtiyacım vardı. Artık tarihi de belirleyip işten ayrılma zamanı gelmişti. İstifa dilekçemi hazırladım ve çantama koydum. O günlerde Hindistan seyahatimizde tanıştığımız her ikisi de tıp doktoru olan Newton çifti ofisimizde bir workshop vermek üzere İstanbul’daydı. Onların İstanbul’daki son gününde şirketten yarım gün izin almıştım. Sabah onlarla Ortaköy’de kahvaltı yaptık. Öğleye doğru Ortaköy Camii’nin önünden geçerken ezan okunuyordu ve Dr. K. Newton caminin içini görmek istediğini söyledi. İkimiz birlikte içeriye girdik, kolayca çıkabilmek için gerilerde bir yerde yere otuduk. Newton içeride okunan duaların eşliğinde meditasyon yapmaya başladı. Ben de bu deniz kenarındaki eski güzel yapının içini daha önceden görmemiştim. Sakince oturdum, ortamı ve o ortamın ruhsal enerjisini algılamaya çabaladım. O anda, uzun yıllardan sonra ilk defa bir caminin içinde bulunduğumu, yanımda da ruhsal çalışmalarda çok yol almış bir Hintli doktorun olduğunu ve aynı zamanda öğleden sonra şirkete verilmek üzere hazırladığım istifa dilekçemin de hemen yanımda duran çantamda olduğunun farkına vardım. Ruhsal bir mekan, yanımda ruhsal yolculuğunda ilerlemiş bir arkadaş ve benim çıkmak üzere olduğum içsel – ruhsal yolculuğumun başlama işareti olan istifa mektubum. Tüm bunlar o an benim için bir anlam bütünlüğü oluşturdu ve bir anlamda ruhsal boyutta da onaylandığımı hissettim. Kısa bir süre sonra oradan ayrıldık. Onları otellerine bıraktıktan sonra ben ofise gittim ve istifa dilekçemi şirkete teslim ettim.

Bundan sonrası benim için daha rahat oldu. Fakat, sona yaklaştıkça korkularımı daha sık hisseder hale geldim. Şirketin bana sağladığı tüm olanaklardan vazgeçmiş oluyordum. Düzenli bir maaş, halen kullanmakta olduğum şirket arabası, sağlık sigortası ve bunun gibi birçok güvenceden vazgeçmiş olacaktım. Bu düşüncelerin hücum ettiği sıralarda her seferinde kendi merkezimde kalıp, gerçekten istediğim şeye odaklanmaya gayret ettim. Evet, ben artık kendi hayatıma tam olarak sahip çıkmak, yapmak istediğim şeyleri yapmak, okumak, araştırmak istediğim konuları araştırmak ve kendimi keşfetmek üzere yola çıkmıştım. Geride bıraktığım şey benim hayatımda görevini gerçekten tamamlamış ve artık benim için bitmiş bir dönemdi. Şirketteki son günlerimde bunu kendime defalarca hatırlatmak durumunda kaldım.

Son iş günümde tahminimden çok daha heyecanlı ve duygusal açıdan son derece yoğun bir ruh halindeydim. Bana yıllarca hizmet etmiş son şirket arabamı detaylı bir şekilde yıkatıp bir gün önceden şirkete teslim etmiştim. Ve son gün motosikletle işe gittim. Şirket arkadaşlarıma veda mesajı hazırladım ve gönderdim, cep telefonumu, bilgisayarımı teslim ettim. Yapılan veda töreninde neler yapmak üzere ayrıldığımı anlattım. Sonrasında herkesle sarılıp vedalaştım. Son olarak bina girişindeki turnikeden çıktım ve giriş kartlarımı benimle birlikte aşağıya inen arkadaşlarıma teslim ettim ve motosikletime binip arkadaşlarıma el sallayarak şirket yörüngesinden çıkmış oldum.

Bugün, zamanımın bana ait olduğunu bilmenin özgürlüğünü hissediyor ve bunun keyfini çıkarıyorum. Aylar yıllar boyunca biriktirdiğim kitapları büyük bir zevkle okumaya başladım. Şirketten ayrıldığımda 2 haftalığına Amerika’ya gitmiştik ve oradan onlarca kitapla birlikte bir de teleskop alarak geldik. Böylece okuduğum kitaplara astronomi hakkında kitaplar da ilave olmuş oldu. Yüzlerce yıl önce yaşadığım bir geçmiş hayatımda astronom olduğumu bir seans sırasında hatırladığım için şimdi yeniden astronomiyle ilgilenmek beni çok cezbediyor.
Diba’yla birlikte Konuşan Radyo infoKarma’da yaptığımız Beyaz Işık isimli program, benim için yaşadığım yeni açınımları insanlarla paylaşmak anlamında çok değerli bir ortam oluşturuyor. Bazı günler Radianced Ofis’te geçmiş yaşam terapisi ve hipnoz uygulamaları yapmak bir yandan da haftanın 2-3 gününü Kocaeli’ndeki bahçemizde geçirmek enerjimi daha da yükseltiyor ve giderek kendimi daha da iyi hissediyorum. Korkularımı aşma cesaretini göstererek bu hayatta yeniden doğmuş gibiyim.

Sevgilerimle,
MUAMMER YILMAZ