GÜVEN İHTİYACI

DİBA AYTEN YILMAZ – 6 MART 2009

Kriz dönemlerinde, ümitsizlik ve çaresizlik çok yüksek oranlarda yaşanabiliyor. Olumsuz bakış açısı giderek daha çok hakim olmaya başlıyor. Bir şeyler yolunda gitmediği zaman bir çok insan hemen şartları, başkalarını, kendini suçlamaya başlıyor. Başkalarını suçlamak, hayatımızda olan bitene ilişkin sorumluluk almamak demek. Ve bu durumda, hayatımızda olumlu değişikliklerin gerçekleşmesi pek mümkün değil. Yaşadıklarımız, hayatımızda olan bitenler, kendisi mükemmel olmasa bile, mükemmel bir amaca hizmet ediyordur.

Eğer hayatımızda yolunda gitmeyen şeyler varsa bu; o konuda çalışmamız, çözmemiz gereken şeyler var anlamına gelir. O konuda çalışarak, orada birikmiş olan enerjiyi pozitife dönüştürerek dengelemek mümkün.

Bu tip dönemlerde bir çok insan hem Tanrı’ya hem kendine olan güvenini kaybediyor. Halbuki tam da bu dönemlerde en çok ihtiyacımız olan güven ve şükretmek. Sahip olduklarımıza şükrederek, enerjimizi pozitife dönüştürmek mümkün. Kendimize ve Tanrıya olan güven ve  inancımızı yüksek tutmalıyız ki bu dönemi aşalım. Güvenliğin ancak maddi güçle sağlanabildiği yönünde yanlış bir inanç var ve bu binlerce yıldır insanlığın gelişiminin önündeki en büyük engellerden biri. İnsanlık, “ancak parasal güç ile güvende olunur” yanılgısı içinde.

İnsanlık tarihine baktığımız zamansa zorlu dönemlerden güçlenerek çıkan toplumlar görüyoruz.  Önemli olan zorlu dönemlerin bize getirdiği öğretileri kavrayıp, kendimize güvenerek sınavları aşabilmek.

Bunun için öncelikle yaşadığımız olayın derinliğini kavramaya odaklanmalıyız. “Bunlar niçin oluyor, bu olaydan neler öğrenebilirim”, soruları durumu ve kendimizi anlamamızın ilk aşaması olacaktır. Ve ardından “bunu nasıl çözebilirim”e odaklandığımızda zaten tünelden çıkışın ilk ışıkları görünecektir. Kendi ilkelerimizden, ahlaki değer yargılarımızdan taviz vermeden ve doğru bildiklerimizin arkasında durarak çıkışa ulaşabiliriz. Çıkışa ulaşmak için kendine güvenerek, cesur ve kararlı olmak gerekir. Tabii asıl başlangıç o durumun, o ilüzyonun ötesine bakmayı ve görmeyi başarmak.

Sadece “görünen”le kalınca yanılsama yaşanıyor. “Bu çok kötü bir şey- bak bana neler yapıyorlar-niçin başıma bu geldi” soruları o yanılsamanın, ilüzyonun içinde kaybolmaya sebep olabilir. Bunun gibi eksik bakış, tanım ve yargılar bizi çözümden uzaklaştırır. Bu durumun içinde nasıl bir öğrenme ve gelişme fırsatı olabilir diye bakınca çözüme yaklaşmak mümkün.
Ancak odaklandığımız noktayı değiştirerek yeni olasılıkları görebiliriz.

Evet, an’da kalarak bir çok şeyi çözmek mümkün ama geçmişi yok sayarak değil tam tersine geçmişten bugüne getirdiklerimizi temizleyerek. Bugün bizi zorlayan, uğraştıran bazı durumlar, geçmişte çözemediğimiz, aşamadığımız şeylerin bugüne gelen izleri. Eğer bugün bunları çözmeyi başarırsak, bu durumdan sonsuza kadar özgürleşebiliriz.

En kötü olasılıkları düşündüğümüz zamanlarda, yeteneklerimizi, yapabildiklerimizi unutup göz ardı etmiş oluyoruz. Oysa hepimizin iyi yapabildiği en az bir şey vardır. İşte bu dönemlerde hem kendimize inanmak hem de Tanrıya evrene güvenmek durumundayız.

Çok sıkıntılı dönemler, insanın yeni buluşlar yaptığı, yaratıcı fikirler ürettiği dönemlerdir. İnsanlık olarak bir bilinmezin içinde gidiyormuşuz gibi görünüyor ama  belki de insanlığı ileriye götüren onlarca keşif bu dönemde yapılacak. Bu dönemi aşan insanlık daha parlak günlere geçecek; tıpkı yağmurun ardından parlayan güneşle ortaya çıkan  gökkuşağı gibi. Yeter ki ahlaki değerlerimizi ve inançlarımızı koruyarak doğru yolda ilerleyelim.

Bugünlerde bolluk ve bereket konusuna odaklı çalışmalar daha yoğunlaştı. Ve değişik insanlarla yaptığım regresyon çalışmalarından benzer sonuçlar çıkıyor. Çalışmaya katılanlar çoğunlukla paranın, bolluk ve bereketin ya hiç olmadığı ya da varken iyi değerlendirmemiş oldukları hayatlarına gidiyorlar. Para, insanlık boyutunda kullandığımız bir enerji. Paranın hiç olmadığı, kullanılmadığı hayatlarda o enerjiyi nasıl dengeleyeceğimizi öğrenmemiş oluyoruz. Ve buna benzer hayatlar, şimdiki hayatta para enerjisini kullanma şeklini bozuyor. O hayatlarda oluşan negatif inançları temizlemek, dönüştürmek durumundayız.

Her birimiz kendi sorumluluğumuzu almak ve taşımak durumundayız. Ya şikayet edip başkalarını suçlamaya devam edecek ya da sorumluluk alıp hayatımızı özgür irademizle yönlendireceğiz.

Olan biten herşey büyük planın bir parçası. İnsanlık seviyesinde “kötü” veya “zor” diye tanımlanan dönemlerden geçerken, bize, ruhumuza neler kattığını anlamakta zorluk çekiyoruz ama her zaman hayatımızı seçimlerimizle şekillendirdiğimizi hatırlamamızda fayda var. Ve cesur olup doğru bildiğimizi, ruhumuzu da besleyecek geliştirecek olanı seçersek sonuç ummadığımız kadar “iyi” olabilir. Tüm maddi şeyler bu fiziki dünya boyutunda kaldığına ve bedenden çıkıp yuvaya giderken sadece kalbimizde olanı götürdüğümüze göre ne olursa olsun kalbimiz açık ve sevgi dolu olsun. Kalbin hafif olması demek kızgınlık, yargılama, sevgisizlik gibi negatif duygulardan arınmış olması demek.

Bu dönemi hep birlikte yaşıyoruz ve tıpkı aynı denizde yüzen tüm canlıların bir dalgadan etkilenmesi gibi hepimiz farklı boyutlarda etkileniyoruz.  Birbirimizi anlayışla destekleyerek bu dönemi aşacağız.

Sevgi ve şükranla,