KARANLIĞA IŞIK TUTMAK

Bu yazı; “Ruhun Derinliklerine Yolculuk” adlı ilk kitabımdan bir alıntıdır.

KARANLIĞA IŞIK TUTMAK Diba Ayten Yılmaz   Yazının Düzenlenme tarihi 5 Aralık 2018

Geçmiş yaşamlar söz konusu olduğunda birçok insanın en çok korktuğu şey, kendisini kötü şeyler yaparken bulmak. İnsanlar bilinmeyene yönelik korkuyu her zaman hissetmiştir. Günümüzde hâlâ çoğu insan daha önce bilmediği, deneyimlemediği şeylere yönelik korkular taşır. Hatta birçok insan korkularının esiri olmuş durumda. Korkuları onu yönetir, hayatını korkuları ekseninde yaşar. Ama en çok da kendi iç dünyamızda, ruhumuzun derinliklerinde bastırdığımız, gizlediğimiz, unutmaya çalıştığımız şeylerin ortaya çıkmasından korkarız. Ya öğrenirlerse, ya artık beni sevmezlerse, ya beni istemezlerse?

Tüm insanlık olarak karanlık geçmişimizi temizlemek zorundayız. Binlerce yıldır arkamızdaki bu karanlıkla ilerlemeye çalışıyoruz. Geçmişte kaldı sanılan karanlık yanlar, bir gölge olarak yüzlerce yıl bizi takip eder, üstümüze siner, enerji alanımızda bir iz olarak durur. Gölgemiz bize aittir ama gölgeyle yüzleşmek kolay değildir. Biz o gölge ve izleri yok sayıyoruz diye onlar yok olmaz. Sinsice bizi izleyen düşman gibidirler. Takip eder, yönetir ve fırsat buldukça bize kendilerini hatırlatırlar. O iz ve gölgelerle çalışmadıkça kişiye huzur yoktur. Karanlıkta kalmış olan yanlarımızın ortaya çıkmasından endişelenmeye hiç gerek yok, ancak böyle çözebiliyoruz. 

İnsanın korkularıyla, gölgesiyle yüzleşmesi hiç de sanıldığı kadar ürkütücü değil. O gölgeye ışık tutunca, izleri kalıcı olarak dönüştürünce rahata erip, iç huzuruna kavuşmak mümkün. 

Yüce Buda’nın aydınlandığı gece dokuz yüz’den fazla geçmiş hayatını gördüğü yazılır. Kimi karanlık, kimi aydınlık hayatlar. Aydınlandığı o gece tüm geçmiş hayatlarına ışık tutulmuştur. İlahi ışığı kesen şey içimizdeki yoğunluğu düşük enerjiler, yani kendi karanlığımız. Düşük titreşimli enerjilerden arındıkça, saf, dingin, huzurlu ve ilahi enerjiyle uyumlu olabiliriz. 

Genelde insanlar bu karanlık yanları, bırakın çözmeyi hatırlamak bile istemez. “Ne gerek var, olan olmuş artık niye karıştıralım ki geçmişin karanlığını?” der. Karanlık tarafıyla karşılaşmaya hazır olmayan kişiler, “O karanlık orada dursun,” derler ve sanki o yokmuşçasına bir hayat sürmeye devam ederler. Ama o orada durur ve her fırsatta (aynaya bakarken veya biri sana “Seni seviyorum” derken) ortaya çıkar ve rahatsız etmeye, huzursuzluk vermeye, engellemeye devam eder. Kendimizden nereye kadar kaçabiliriz ki? 

Dünya düzleminde bir çok yanılsama yaşıyoruz. Hiçbir şey göründüğü gibi değil ve görünenin ardına bakmak gerekiyor. 

Şimdiki halimizle hiç bağdaşmayan şeyler yaparken kendimizi bulmak, bir çoğumuz için rahatsız edici bir deneyim. Ama tıpkı benim de deneyimlemiş olduğum gibi gölge hayatlarını hatırlayan yani ruhunun karanlık yanlarıyla yüzleşen danışanlarım, çalışma tamamlandıktan sonra çok faydalandıklarını söylediler. 

İçinizden “Nasıl olur da insanın karanlık yanlarıyla, gizlediği, bastırdığı olumsuz şeylerle yüzleşmesi ona iç huzuru verebilir ki?” diye soruyor olabilirsiniz. Onlarca hatta yüzlerce yıl taşınan bir gölgenin ağırlığından, izinden kurtulmak hafiflik ve huzur getiriyor. Geçmişte yaşanan her şeyin mutlaka bir sebebi var ve bizim o durumdan ne öğrendiğimiz önemli. Öğrenmediğimiz takdirde aynı yanlışları tekrar eder dururuz. 

Karanlık ve ışık her zaman var olmuştur. Ve bu iki güç her zaman çatışma içindedir. Benliğimiz, hayatımız ışık’la dolsun istiyorsak önce kendi içimizdeki karanlığa ışık tutmalıyız. Kendi içimizde ışığa daha çok yer açtıkça, içsel çatışmaların azaldığını yerini huzur ve dinginliğin aldığını fark etmeye başlarız. 

Birçok çalışmamda, danışanlarım, kendi gerçekliğimizi kendimizin oluşturduğunu derinden kavrarlar. 

Gölge ve izleri dönüştürdükçe bütün olmaya ve Yaradan’ın bir parçası olan benliğimize ulaşmaya başlıyoruz. Kişisel-ruhsal gelişim hakkında kişi onlarca yüzlerce kitap okumuş (hatta yazmış) bile olabilir ama bir kez olsun kendi gerçekliğiyle yüzleşmediyse, kendisine ilişkin en önemli ayrıntıları kaçırıyor demektir. 

Karanlıkta kalan gölge yanlarımıza ışık tuttukça “bütün” insan oluyoruz. İnsanlık bu karanlık geçmişini temizledikçe, dönüştürdükçe dünyada savaşlar biter. Geçmişi bizim adımıza başkaları veya uzaydan gelen varlıklar temizleyecek değil. Bunu yine bizler çözmek durumundayız. Dünyada her ne olduysa oldu, hepimizin sorumluluğu var. Bu kocaman yükü, işbirliği yaparak dönüştürebiliriz. Görmezden gelmeye çalışmak, yok saymak, bir işe yaramıyor. 

Tıpkı gecenin ardından güneşin kıymetini bilmek gibi kor- kulardan, karanlık yanlarımızdan kurtuldukça, varoluşun keyfini çıkarmak ve hayatı daha hafif ve mutlu yaşamak mümkün.