ÖZGÜR İRADENİN GÜCÜ

DİBA AYTEN YILMAZ – 2 Şubat 2012

2012 Yaklaşırken adlı yazımda da belirttiğim gibi, oldukça ilginç bir dönemde yaşıyoruz. Sadece bireylerin değil, ulusların ve varolan sistemlerin de birçok açıdan değişmesi gereken bir evredeyiz. İnsanlığın eşit refah seviyesinde ve dünyanın barış içinde olması için ülke liderlerinin yapmaları gereken şeyler olduğu gibi bireyler olarak bizlerin de yapmamız gerekenler var.

Binlerce yıldır, insanlığın çözmeye çalıştığı şeylerden biri de kader ve özgür irade konusudur. Hangisinin sınırı nerede başlar, nerede biter, özgür irade nedir, gerçekten var mıdır, diye sorgulanmıştır. Bu dönüşüm döneminde idrak etmemiz gereken en önemli konulardan birinin özgür irade olduğuna inanıyorum.

Herbir kişinin kaderi onun için bir sınır oluşturmakla beraber o sınırlar içerisinde hareket etme özgürlüğümüz var, işte o hareket kabiliyetini bize veren özgür irade. Özgür iradeyi; bir şeyi yapmayı veya yapmamayı seçme özgürlüğü olarak da tanımlayabiliriz.

Yıllar önce ortalığı kasıp kavuran Secret (Sır) filminin ana temasını hatırlarsınız, Çekim Yasası olarak gündeme geldi, üzerinde konuşuldu, onlarca yazı yazıldı. Çekim Yasası der ki,  ne düşünür, ne hisseder ve neye inanırsak o gerçekleşir. Yani ne düşünüyor, neye inanıyorsak geleceğimizi de öylece oluşturuyoruz. Bana göre ise neye niyet edersek o gerçekleşir. Bu cümle kurban psikolojisinde olan, kendi hayatındaki değişimleri başkaları gerçekleştirsin, birisi gelip dokunsun ve tüm problemleri çözülsün diye bekleyenlerin hoşuna gitmez. Bazı insanlar genlerini, bazıları ailelerini veya doğdukları şartları kader sanırlar. Oysa insanlık tarihi, doğduğu koşulları değiştiren insanların öyküleriyle dolu.

Zorlayıcı ebeveynlere veya koşullara doğmuş olabilirsiniz ama bu koşulları aşacak güç ve özgür irade de bize verilmiş, yeter ki doğru kullanalım. Anne-babanızdan hastalıklı genler almış olabilirsiniz ama bu hayatı sağlıklı geçirmeniz mümkündür, yeter ki buna niyet edin ve sağlıklı olmak üzere yaşayın.

Özgür irade sadece eylemlerimiz ve seçimlerimizde kendisini göstermiyor. Bir durumda, yaşanan bir olayda nasıl hissedeceğimize, ne düşüneceğimize karar veren biziz. Birileri bizim adımıza düşünüyorsa, zaten oraya dikkat etmek gerek.

Hepimiz buraya öğrenmek ve ruhsal açıdan gelişmek üzere geliyoruz. Ve hepimizin bir hayat planı ve ruhsal amacı var. Bana göre, buradaki sınav özgür irademizi nasıl kullandığımızı da içeriyor. Kendimizin ve başkalarının hayrına mı kullanıyoruz, yoksa tıpkı bir kurban gibi, başkalarının bizim adımıza karar vermesini mi bekliyoruz? Özgür irademizle aldığımız kararlar ve yaptığımız seçimler aracılığıyla sınavlarımızı veriyor veya tekrar tekrar aynı sınavlara tabi tutuluyoruz.

Danışanlarım, yaptığımız regresyon çalışmalarında benzer sonuçlara varıyor; seçimlerimizle kendi gerçekliğimizi oluşturuyoruz. Geçmiş hayat regresyon çalışması yaparken, danışanlarım  farklı şeyleri (daha az korkmayı, daha cesur olmayı, duygu ve düşüncelerini ifade etmeyi, korku yerine sevgiyi) seçmiş olsalardı bambaşka hayatlar yaşamış olacaklarını anlıyorlar. Tabii daha pozitif, daha mutlu ve huzurlu olacaklarını da. Peki ya hayat amacı? Eğer özgür irademiz olmasaydı hayat amaçlarımızı nasıl yerine getirebilirdik? Hayat amacını keşfedip, gerçekleştirme yolunda mısın, yoksa bir ömür boyu işe yaramadan kutuda saklı duracak bir hazine gibi onu saklıyor musun?

Tanıdığım, çalışma yaptığım yüzlerce insan bir hayat amacı olduğunu düşünmüyor bile. Belki gerçekleştirme sorumluluğundan kaçmak için, belki de tembelliğinden. Tekrar tekrar bedenlenme sürecini yaşama sebebimiz, geçmişte yanlış ve/veya eksik yaptığımız şeyler. Bence bu eksiklerden en önemlisi, gerçekleştirmediğimiz hayat amaçlarımız.

Özgür iradesi zayıf olan kişiler, etki altında kalmaya çok müsaittirler. Kendi değer yargıları zayıf olduğu için, doğruları ve bakış açıları başkalarına göre kolayca şekillenebilir. Ama çok katı ve tutucu fikirleri olan, değişime kapalı olan kişilerin özgür iradesi yüksek diye düşünülürse yanlış olur. İnsanlık tarihine bakıp, milyonlarca insanı, toplumları etkisi altında bulunduran, onları yanlış yollara sürükleyen liderleri hatırlatmaya gerek yok.

Kendisini sıradan, özelliksiz bulan ve güçsüz hisseden kişiler, bu nitelikleri bazen dışarıdan edinmeye çalışırlar. Dış güçlere ihtiyaç duyanlar, bedenli bedensiz çeşitli enerjileri kendilerine çekebiliyorlar. Bazı medyumik güçleri olanlar, enerjileri nasıl kullanacağını bilenler; bu bilgiyi-yeteneği kötüye kullanıp başka insanları etki altına almaya çalışıyorlar. Bunu yaparken de özellikle özgür iradesi düşük insanları tercih ederler. Bazı danışanlarımdan aldığım bilgilerden anlaşılıyor ki, özgür iradesi düşük bireyleri etkileyerek, onlar aracılığıyla başkalarına da ulaşmayı hedefliyorlar. Ulaştıkça onları manipüle edip yönetmeye başlıyorlar. Ele geçirilmiş bu kişiler kendi hayatlarını yaşamaz, yaşayamaz hale geliyorlar. Ve ne yazık ki bu hale gelmiş olduklarını ancak o enerjinin etkisinden kurtulunca farkediyorlar.

Özgür irade söz konusu olunca sadece ruhsal olarak güçlenmekten bahsetmiyorum. Bilinç düzeyinde ve bedensel olarak da kişinin güçlenmesi gerek. Bunun anlamı, sigara, uyuşturucu, alkol, aşırı yemek gibi bedene zarar veren bağımlılıklardan da kurtulmaktır.

Ruhumuz her zaman gelişmeyi ön planda tutar, insan egosu devreye girince hatlar karışır. Ego korkular, endişeler ve hazlar yumağıdır. Ruhsal tekamül yoluna çıkmış birey, egoyu terbiye etmek zorunda olduğunu bilir.

Birilerinin sizi (bazen bir kukla gibi) yönetmesini, yönlendirmesini, istemiyorsanız iradenizi güçlendirin. Bunun yolu ise, özellikle korkularınızı farkedip, onları şifalandırma yoluna girmeniz. Korkularımız çoğunlukla geçmişten bugüne taşıdığımız düşük enerjili duygulardır. Korkularından özgürleşip, geçmiş yükleri ve blokajları aşan kişi, hayatında ve iç dünyasında sevgiye daha çok yer vermeye başlar. Böylece özgür iradesi güçlenir. Sevgi, ilahi iradenin yolunu açar.

Sevgi ve şükranla,